Hesabınız yok mu?
Eleştiri
YAZARLIK ÜZERİNE NOTLAR
Mehmet Ali ABAKAY
Çarşamba, 18 Nisan 2012 18:09

Dergide çıkan yazımızı merak eden arkadaşımızla yürüyoruz, beraber. Söz, yazarların çaresizliğinden, kimsesizliğinden açıldı:
-Neden yazarlar, tek bir çatı altında toplanmıyor?
Anlatmaya çalıştım, dilimin döndüğü kadar. Mensubu olduğum Yazarlar Birliği’ni tanıtmaya çalıştım. Sitesinde yer alan yazılardan bahsettim.
Kendisi yazmaya ve çizmeye meraklı biri olarak, ahvale dair çarpıcı tespitlerde bulundu:
-Yazar, eğer topluma hizmet sunuyorsa, en azından bir yere arabasıyla gitmelidir. Kaldığı ev, ihtiyacına cevap vermelidir. Bunun için de geliri olmalı ve memuriyet hayatında bulunmamalıdır. Çünkü…
Ben, “Çünkü” ile başlayan açıklamasını kestim, birdenbire:
-Görmez misin, beraber mesaiden çıktık, Mîrim!...

***
İşyerinden biraz uzaklaştık, yorgunluk çayı içmek için arada bir uğradığımız çay ocağındayız.
Çay ocağındaki çaycı, oturur oturmaz, çay getirmez, bize. Yeni tutulmuş demi beklemek zorundayız. Çünkü kimse müşterisini kaybetmek istemez. Onu aşkın yan yana dizili çay ocağını Diyarbakır’dan başka yerde göremezsiniz. “Yüksek Kahve” dediğimiz Ofis Semti’nde herkesin oturduğu yer bile bellidir.
Siz, buranın müdavimlerini aynı çay ocağında ve aynı yerdeki küçük masa etrafında kümelenmiş görürsünüz. Biz de aynı yerde kendimize mekân seçtiğimiz çay ocağında buluruz, daima.
***
Oturur, memleket meselesi konuşulur ve zaman erir, tesbih taneleri gibi önünüzde. Zamanı belirleyen ya ezan sesidir ya da batmaya yakın olan güneş.
Yazarlığın ülkemizde kişiye fazla bir getirisi olmadığı üzerinde konuştuk, o gün.
  -Siz yazdığınızdan bir şey almıyor musunuz?
 -Hocam, almasına alıyoruz da yılda bir asgarî ücreti bulmayan gelirle nasıl çoluk-çocuk besler, evi idare ederiz?
 - Ben sanırdım ki..
 Başkasının sözünü kesmede mahîr olduğum söylenir de bu nezaketsizlik sınırını aşmaz:
 -Gazete yazıları, televizyon programları ücretsizdir.
 -Sitelerde yazdıklarınız, sempozyumlar gelir getirmez mi?
 Gülmemek, elde değil. “Siteler” dediği, kurduğumuz biri edebiyat biri de şehre dair makalelerimizi yayınladığımız site. Sempozyumlara katılanların esas amacının sempozyum konusuna ilişkin görüşlerini herkesle paylaşma isteği olduğunu belirttim. Bazen kişinin kendi imkânıyla sempozyumlara katıldığını belirtince muhatabım, hayal kırıklığına uğradı:
 -Bak Mîrim, bir konferans için çağrılan saygı duyduğum bir ağabeyi hatırlarım. İsmi, lazım gelmeyen bir Üniversitenin davetlisi. Yazarımızla sabahtan akşama kadar elimizden geldiği kadarıyla ilgilendik. Konferans bitti, yemekler yendi. Çay faslı ve muhabbet sonrası misafiri hava alanına götürme faslı var. Hava alanındayız. Misafirimize ne sorulsa beğenirsiniz?
 Muhatabım, şaşırıp kaldı:
 -Teşekkür edilir, eksikliler varsa hoş görülmesi istenir.
 Kendisine kestiği uçak biletinin görülme arzusunu anlattım. Uçak biletinin geliş ve gidiş miktarının 20 TL fazlasını o kuruluşun yetkilisi, elini cebine atarak, parayı verdiğini anlattım. Karşısındakinin onlarca kitaba imza atmış, yüzlerce konferans veren biri olduğunu, seçkin bir kurumun, vakfın sorumlusu olduğunu anlattım.
 -Peki siz ne yaptınız, bu durumda?
-Başımı önüme eğmedim, yapılanın çirkinliğine tanıklık ettiğim için kendimi suçladım. Allah’tan misafir için aldığım iki paket kadayıfla üzüntümü hafiflettim. Onu da elini cebine atıp, parayı sayan ve bunu bir zarfa bırakmayı düşünmeyecek kadar adab-ı muaşerete sahip olan, muhakkak, kendisine mal etmiştir.
***
Yazarlığı ayağa düşüren sebepleri yavaş yavaş açıklayınca üçüncü kez tazelenen çayımızı yudumlarken, kaç kitap yazdığımı sordu:
-Yayınlanan sayı dört, sahip olduğum kitap sayısı otuzun biraz üzerinde.
-Kitaplığınızdaki kitaplar kaç tanedir?
-Maaşımı hesaplarsam, memuriyet hayatımda alacağım ikramiye 40.000 TL ise iki katı kadar kitaba yatırımımız var. Bu da yaklaşık 10.000 kitap ve dergiye tekabûl eder ki gazetelerden aldığımız kitaplar, sayıya dahil değildir. 
Muhatabımın merakı karşısında içimi dökmeye karar verdim, artık:
-Maaşa yapılan zammın oranı ortada. Her ay, maaşımın yüzde onunu kitaba yatırırım. Bu oran, benim gibi bir çalışan için güçlükler oluşturmasına rağmen elden ne gelir? Kitap yayınlansa ve ilgi alanımın içinde bulunsa fiyatının önemi olmaz.
-Kitaplarınızı nasıl korurusunuz?
Merakı gittikçe artan arkadaşımın sorusunu elbette cevapsız bırakmazdım:
-Kolilerde durur. Bir kısmını geçen sene bir kütüphane kurarak bağışladım. Kalanların bir kısmı el altında durur.
***
Kendisiyle korsan yayıncılıktan milyarlarca lira telif parası alanlara kadar oldukça uzun bir yelpazede konuştuk. Şiirlerimden de haberdar olan arkadaşım, bu sefer, neden bu şiirleri kitaplaştırmadığımdan bahsetti:
-Güzel şiirleriniz var, kitaplaşsa ses getirir.
Kendisine emekliliğe az bir zaman kaldığını, emekli olduktan sonra ömür vefa ederse bu şiirleri yayınlayacağımı ifade ettim. İtirazı hemen yükseldi:
-Olur mu, yayınlansa herkes okur.
***
Çay ocağından kalktık, çay parasını vermek istedi, bırakmadım. Çaycı, daima küsuratı almadığı için şaşırdı:
-Öğretmene indirim mi?
Sadece tebessüm ettim.
***
Kendisine şehir tarihi yazarlığını anlattım, her şehirde bir şehir kütüphanesinin artık bir ihtiyaç haline geldiğini belirttim.
O, bana bu ay içinde şehrimizin bir çok sempozyuma ev sahipliğinden bahsetti:
-Sezai KARAKOÇ Sempozyumu’na katıldın mı?
Tebessümle cevap verdim:
-Evet, dinleyici olarak katıldım.
Bana gelenleri tanıyıp tanımadığını sordu:
-Evet, bir zaman ben de bu konuda birkaç çalışma yaptım, yayınladım. Ona yakın tanıdığım vardı, bildiri sunanlardan tanıdıklarımla konuştum, sohbet ettim.
Yakında Diyarbakır Kalesi-Surlarının sempozyumunun olacağını söyledi. Katılıp katılmayacağımı merak ediyordu:
-Vallahi Mîrim, bu konuda ülkemizde ve şehrimizde Diyarbakır Kalesi hakkında ilk kitabı yazan biri olarak, önce surların, burçların, kalenin onarımının yapılması lazım. Ben, bu konuyla da ilgili değilim, açıkça. Bakma beş-on yazımızın yayınlandığına, aldırma söylenene. Bu konuyu bizden iyi bilenler var. Akademisyenlikle bizim bakış açımız birbirini tutmaz. En iyisi bu konuyu kapatalım.
***
Yürüyoruz, ikindi sonrası. Merak ettiği kitapları soruyor, bana:
-Şu kitap var mı?
İstediği kitap konusunda daha önce yazılmış olanları sıralıyorum.
-Yani bu konuda 1930’da kitaplar varmış. Ben yeni duydum.
Kendisine bu kitaplar beraberinde konuyla uğraşanları da sıralıyorum. Arkeoloji meraklısı gencin, arkadaşın yapılanları duyunca yüzü renkten renge giriyor:
-Demek bunlar da olmuş, Hocam.
Gerçekten araştırmacı ruha sahip biri. Merak içinde soruların ardı arkası gelmiyor. Bazen yoruluyorum, açıklamada bulunurken.
***
Yazarları farklı düşünen arkadaşım, daha önceki intibalarından sıyırdığı ruhunu, ortaya koydu, beklenmeyen cesaretle:
-Hocam, her şeyimle yanındayım.
Kendisine şehir tarihi yazarlığı ve şehir kütüphanesi hakkında yazdığımız yazıları okumasını tavsiye ettim. Medeniyetin devamlılığı için oldukça yeni olan bu iki hususu devamlı yazdığım Yazarlar Birliği Sitesi’nden takip etmesini söyledim.
-Hocam, bu işin maddî boyutu ne kadardır?
Kendisine bu merkez için harcanacak maddî değeri belirterek, işin maddî kısmının önemli olmadığını izah ettim:
-150.000 TL bedeli tek başıma öder, bir daire alır, 200 Metrekarelik alanda küçük bir konferans salonu, kütüphane kurarım. Zaten hazırlığımız da var. Önemli olan bunu daima devam ettirmektir. Biz, bunu ticarî olarak düşünmeyiz. Kitap da yayınlarız dergi de çıkartırız. Yalnız, tek kişinin, iki kişinin omuzlayacağı işler, değil bunlar. Mîrim, işimiz bir medeniyetin şehri bugüne getirişini ortaya koymaktır. Ortaya konan cemiyet yapısındaki bozulmayı önlemektir. Yoksa biz, paranın belini de kırarız, bir dernek açıp lokalini işletmeye verir, ayak üstüne ayak atıp ayda aldığımız hava parası ile rahatımıza bakarız. Bizim yazar olarak gayemiz, topluma hizmettir, geleceğe dair kaygıların önüne geçmektir. Biz, bunca sıkıntıya kendimizi zorlamaz, rahatlığın keyfini çıkartırız.
Daha farklı konuları da konuştuk, açıkça; aramızda kalması şartıyla.
Analdım ki yazarlarla tanışmak, kişi-okur için önü alınmaz bir istektir. Fakat yazarların dünyasına girince kişi-okur, karşılarında dertli insanlar görünce hayal kırklığına uğrar. Hayallerindeki kahraman zannettikleri yazarların kendileri gibi insan olduğunu anlarlar:
-Hocam, çalışmalarım vardı. Göstermek isterdim.
Kendisine Şehir Araştırmaları Merkezi- Şehir Kitaplığı kurulduğunda yardımcı olacağımızı söylüyorum. Belki hayal kırklığına uğrayan genç arkadaşım, yazarların sözüyle yazdıkları arasında tutarsızlığı sordu, en son.
Nasıl cevap vereceğime ben de şaşırdım. Ayrılırken, kendisine, “Bir yazarın yazdığı ve söylediği bir birini tutmaz ise, yazdığı gibi yaşamazsa fikirleri ne kadar muhterem olsa bile tutarsız olduğunu “ belirtiyorum.
Bu cevap, kendisini tatmin etmiş olacak ki el öpmeye varan bir eğilişi engellemek zorunda kaldım:
-Bak, yaşadığımız bu, söylediğimiz bu. Gerisi yalandır. Ona göre yazdıklarını derle ve toparla. Önünde koskoca iki sene var. O zaman çalışmalarını değerlendiririz.
Ayrılırken, geri döndü:
-Hocam, ben o zamana kadar hazırlanırım.
***
Yazarlık mı? Geçen gün konuştuğumuz gence verdiğim cevaba göre ben hayatımı şekillendirme kararı aldım:
-Yazdığım gibi yaşamasam ben yazar değilim!..
 



Bu yazıyı paylaş
Reddit! Del.icio.us! Mixx! Free and Open Source Software News Google! Live! Facebook! StumbleUpon! TwitThis Joomla Free PHP
 
?
bilimkenti
Cuma, 30 Mart 2012 05:04

Hayat ırmağının yaşam çerçevesinde olmaktansa yaşamak uğruna ölmeyi tercih ederim...



Bu yazıyı paylaş
Reddit! Del.icio.us! Mixx! Free and Open Source Software News Google! Live! Facebook! StumbleUpon! TwitThis Joomla Free PHP
Son Güncelleme: Cuma, 30 Mart 2012 06:24
 
Diyarbakır'da "Kent Konseyi" toplantısı yapıldı
alimusa
Çarşamba, 25 Ocak 2012 12:53

Yerel gündem 21 Kent Konseyine katıldım, nicelik itibariyle katılım iyiydi, ancak Belediyelerden ve Valilikten birinci derecede katılımcıların olmayışı dikkat çekiciydi.

Suriçi'nin yapılandırma planı, onunla birlikte "alan yönetimi"nin oluşumu,şehrin trafik  ve aydınlatma sorunu ele alındı.Ayrıca serbest gündemde isteyenlere 3'er dakikalık bir konuşma fırsatı verildi.Ben akşamdan beri hazırlık yapmıştım ve divan bana da raporumu özetleme imkanı verdi.Teşekkür ediyorum.Sunumumun içeriği aşağıdadır.Eleştirinize açığım ekleme çıkarna yaparak katkıda buluna bilirsiniz.

..............................................................................................................................................

Sayın Divan, Değerli Katılımcılar.

Son altı aylık faaliyet raporunu incelediğimiz zaman kâle alınacak kayda değer bazı çalışmalar gözüküyor.Yeterli olmasa da tebrik etmeye değer faaliyetlerdir.Eğitim öğretim açısından yetersiz gördüm.

Malumunuz kentimizin en önemli sorunu eğitim sorunudur.Bu vesileyle Belediyelerimizin eğitim öğretim adına daha aktif rol oynamasını talep ediyorum ve bu talebimi huzurunuzda dile getirmek istiyorum.

1-Merkez ilçe Belediye Başkanlarımız her hafta bir okulu ziyaret etmelerini olmazsa olmaz bir adet haline getirmelidir.

Çünkü okulların sorunlarıyla ilgilenmek on binlerce vatandaşın sorunlarıyla ilgilenmekle eşdeğerdir.

Bir belediyemiz bütçesinin %5’ini eğitim öğretime harcasa ne kayıp eder? Ama yüzlerce gencin başarılı bir eğitim almasını sağlayabilir.

Her bir belediye yılda 3-5 çalışanını başka kurumlara yönlendirerek oradan elde ettikleri yaklaşın yüz bin liralık kazançla okullara hizmet verirlerse eğitim öğretime ciddi katkıları olur.(Okulun basit ihtiyaçlarını giderebilir) Örneğin şu anda Melik Ahmet Lisesinin bir fotokopi makinesine ciddi ihtiyacı var.Okul bütçesi de bunu almaya yetmiyor.

2-Belediyelerimiz her mahallede yada birkaç mahalleye hizmet verecek tarzda oyun etüt ve eğlence evleri yapmasını bekliyorum.

Vatandaş çocuğunu sokağa salamıyor.Halbuki güvenlikli, 3-5 çalışanlı, güvenilir evler olsa vatandaş rahatlıkla çocuğunu buraya gönderir, ayrıca gönüllü öğretmenler tarafından ödevleri de yapılır.Özellikle varoş kesimlerde böyle hizmet ocaklarının olması gerekir.

Sur ilçesinin sur içi,

Bağıvar ilçesi,

Şehitlik, diğer adıyla ben u sen mahallesi,

Seryantepenin Aziziye mahallesi vb.

3-Pratik dil kursları her ilçemizde açılmalıdır. Buna ciddi bir ihtiyac var, neredeyse Kürtçeyi doğru dürüst konuşamaz hale gelmişiz.

Bu evlerde öğrenilmesi hedeflenen dil dışında başka bir dil konuşulmaması gerekir ki, kurs hedefine ulaşsın.Bu arada dil öğrenenlerin görevlendirme koordinasyonunu da yapılmalıdır diye düşünüyorum.

Artık gelişi güzel sözüm ona kültür evleri adı altında bu gençliğimizi heba etmeyelim.

4-Bağımsız bir vakfın kurulmasına önayak olup Diyarbakır’ın ve Türkiye’nin hatta dünyanın zenginlerinden yararlanarak binlerce, maddi imkanları kısıtlı öğrencilere burs verilebilir.

Zaten bu öğrencilerin bu vakfa verecekleri katkıyla 5-10 yıl sonra vakıf, bir radyatör misali devri daim ederek burs vereme kapasitesini arttırarak rahatlıkla ayakta kalır, günbegün gelişir.

5-Sene başında, ortasında ve sonunda tanıtım amaçlı; milli eğitim ile işbirliği içinde bilbordları kullanarak eğitim öğretim konusunda halkı bilinçlendirebilir.

Diyarbakır’da okuyan ünlü kimselerin resimlerini reklam panosuna asarak,

“Ben başardım sen de başarabilirsin”

şeklinde bir tanıtım ve motivasyon çalışması yapılabilir.

6-İl Emniyet Müdürlüğümüzün kurum personelinin %10’nunu okullara tahsis ederek okul güvenliğini ciddi anlamda sağlanması gerektiğine inanıyorum.

……………………………………………………………………………………………………………………

Bu konunun Günden 21 Kent Konseyi Yönetimi tarafından kayda değer olarak not edilmesini ve Belediyelerin eğitim öğretim konusunda aktif hale gelebilmeleri için katalizör rolü oynamalarını arz ve talep ediyorum.

                                                           25.01.2012

                                                         Eyüphan Kaya

                                             Türkiye kMM Diyarbakır girişimcisi



Bu yazıyı paylaş
Reddit! Del.icio.us! Mixx! Free and Open Source Software News Google! Live! Facebook! StumbleUpon! TwitThis Joomla Free PHP
Son Güncelleme: Perşembe, 26 Ocak 2012 07:18
 
Vekil,Danışman,Emekli vekil daha neler?
alimusa
Perşembe, 29 Aralık 2011 21:16

Atı alan üsküdarı geçiyor,

Fırsatı yakalayan bize gol atıyor,

Vatandaş iyi niyetle vekil seçerken,

Onlarsa kendine ekip, kendine biçiyor.

Değerli dostlar, vatandaş olarak biz vekillerimizden bir şeyler bekliyoruz. Biz barış, huzur ve mutluluğumuz için çaba harcamalarını umarken onlar habire bu gün yarın ve geleceklerine yatırım yapıyorlar. Vekilin maaşı, Danışman maaşı, bir de yetmiyormuş gibi emekli vekil maaşı artık ne emekliliği ise….

Ben böyle bir vekil profili beklemiyordum doğrusu,

72 milyon insanın saadeti için bir araya gelmelerini kafa kafaya vererek çalışmalarını beklediğimiz sayın vekiller kendi çıkarları için sessiz sedasız işbirliği, oybirliğine giderken, mesele Anadolunun selamet ve huzuru olunca horoz döğüşü yapıyorlar hey gidi hey….

Samimiyetle söylüyorum halk nezdinde itibar kaybediyorlar, dualarından mahrum kalıyorlar. Çünkü vatandaş açlık sınırının altında tepinirken kendileri vekalet sonrası bile yoksulluk sınırının iki misli maaşı dahi elinin tersiyle itip, üç katı için çabalıyorlar  hey gidi hey…

Eğer generallerin maaşına özeniyorlarsa yadırgarım öyle ya da böyle general 25 yıl emir komuta içinde, rahat hazır ol ile yaşayıp  vazifesine  yarım saat bile geç kalmıyor. Adamlar dakik ve bilgili, yakın zamanda deşifre olan ergenekon da ayrı bir müsibet gibi başta onurlu askerleri derinden üzdüğüne inanıyorum.

Sonra bu neyin emekliliği anlamakta zorlanıyorum.

Bir dönem vekate eden  3000TL

İki dönem vekalete  eden 4000TL

Üç dönem vekalete eden 5000TL

Ödense makul karşılarım, ayrıca dördüncü dönem kimseye vekalet hakkı da verilmemelidir kanaatimce, niye vakalet yapacak başka birileri bu memlekette yok mu yani; teessüf ederim.

Ben vekil olsam;

Net;Askari ücret 600-700 TL,

Öğretmen maaşı 1500-2000TL

Polis maaşı 1700-2200 TL

Vali Maaşı 4000-5000 TL ise,

7000TL emekli maaşına  talip olmaktan haya ederim.

Siz yasal düzenleme yapıp paraları cebellezi edebilirsiniz, fakat yasal olan daima hakkınız olandır anlamına gelmiyor.İşte bir vatandaş olarak içime sinmiyor. Dolayısıyla aldığınız maaşın helâllığı şüpheli duruma düştü.

Ben 25 yıl eğitim öğretime emek sarf eden bir vatandaşım, benim maaşım net 2050 TL dir.İnsan gibi yaşamaya da gayret ediyorum, helâl dairede onurumla yaşamaya çalışıyorum. Sözüm ona emekli vekilim neden 3000-4000 TL’yi beğenmiyor? Anlamakta zorlanıyorum.

550 vekil arasında hiç mi 50-100 tanesi buna hayır demeyi, bu, gözü doymazları basın yoluyla kamuoyuna şikayet etmeyi beceremedi.

Halla halla!...

Sendika ağaları vatandaşın parası paymal edilirken neredeler? Neden bir hafta da olsa Meclisin kapısında bir eylem yapmıyorsunuz? Yoksa siz de perde arkasında zenginlerin dostları mısınız?

Değerli vekiller!(desemesem mi acaba?)

Siz gerçekten vekalet yapmak istiyorsanız;

Ekonomiye sahip çıkın,

Memleketi her türlü terör belasınndan kurtarın,

Mafya babalarını ortadan kaldırın,

Memleketi canlı, cansız beyaz ticaretinden kurtarın,

Vatandaşınız o zaman işsizlik sigortası hakkını kazanır, emekliniz 2000-2500 TL arası maaş alır, öğretmen maaşı 3500-4000TL arasında olur.

Vatandaşlarımız açlık sınırından kurtulunca siz de yukarıda belirttiğim gibi birinci derece, ikinci derece,  üçüncü derece maaş alırsınız.

Helâli hoş olsun.

Afiyet olsun derim, denir, derler.

Valla bu haliyle, bu maaşlar hayra alamet değil, vekil müvekkil arasını da açar memleketi de uçuruma götürür, çünkü bu bir zihniyetin tezahürüdur, ayıptır günahtır. Milletin umudunu parlamentodan kesmeyim.Benden söylemesi.

Heyyyy vatandaş!... siz de en az benim kadar vekillerinizi uyarmayı unutmayım, e mi?

Bir daha olmasın!...



Bu yazıyı paylaş
Reddit! Del.icio.us! Mixx! Free and Open Source Software News Google! Live! Facebook! StumbleUpon! TwitThis Joomla Free PHP
Son Güncelleme: Cumartesi, 31 Aralık 2011 21:51
 
yaşantılar
hans21
Pazar, 25 Aralık 2011 19:52

Çocukken yaşadıklarımı gözümde canlandırdığımda çocuklar hiçbir zaman ellerine tartı almazlar diye düşünüyorum.Yanı yaşadıkları  yoğun ve dağınık ilgiden başka bir şey değildir.Bazen komik bazen akıl almaz işlere girişirler.Haliyle ben de onlardan biriyken yaptığım ve istesem de  hayatımdan söküp atamadığım anılarım vardır.

Köyümüz bir kır köyüdür.Bahar geldiğinde kır çiçekleri,her tarafı gönlünce süslerler.Ağaç olmadığı için yaz geldiğinde kupkuru bir  Afrika çölü andırır.Ancak yakın bir yerde üç tane ağaç vardı ki  doğa güzelliğinden ziyade  çocuksu maneviyatımıza sirayet eden görkemli bir yapıları vardı.Kendilerine “ziyaret” derdik.O civara yaklaştığımızda bize bir şey olmasın diye içimizde bin bir türlü dua ederdik.Saygısızlık yapmaktan korkardık.Büyüklerimiz ”oralarda saygısızlık yaparsanız  ağzınız yamulur….”.gibi iliklerimize kadar korku salan telkinleri olurdu.Kedilerinden korktuğumuz kadar  onlara bir sevgimiz de vardı.”Géviş” dediğimiz yabani vişne türünde nimetlerinden faydalanmayı bağımlılık haline getirmiştik.Kendilerine yaklaştığımızda hem gelenek hem de bir nevi  saygının ifadesi olarak dallarına çaput bağlardık.Dallarına renk renk çaput bağlamaktan nerdeyse ağaç olmaktan çıkmışlardı.Kimisi,renkli, kimisi renksiz,eski,yeni…o anda bulduğunu bağlayan bağlayana…Bir gün benle ablam oraya gittik.Ama her zamankin farklı olarak bir eksiğimiz vardı.Yanımıza çaput götürmeyi unutmuştuk.Ne edecektik!Geri dönemezdik.Bir çare bulmalıydık.Bez bağlamadan ağzımızın yamulacağına  biraz yorulup bir bez parçası bulmalıydık.Çareyi üzerimdeki pantolonda bulduk.Ablam eski püskü paçamdan bir parça koparmaya niyetlendi.Niyetini bana aktarırken ister istemez kabullendim.Zaten başka çare yoktu.Yoksa işlerim aksi gidecekti,hatta en kısa bir sürede ağzım yamulacaktı.Paçamdan bir parça çekmesiyle pantolonum dize kadar yırtıldı.Nihayetinde bağlanacak bir parça bulmuştuk.Çaput bismillah ile bağlandı.Artık izin almıştık.Ağaçları çıktık topladıklarımızı ceplerimize doldurduk.Bir taraftan gévişlerimi topluyorum bir taraftan çok sevdiğim pantolonumdan kopanı izliyorum.Masum bir çocuğun edasıyla sessizce,daldan sarkıp duruyordu.Ayrılık gelip çatmıştı.Bir bez parçasından ayrılmanın zorluğunu anlamak için çocuk olmak gerektiğini düşünmekteyim şu an.Saçma da olabilir ama çocukluk duyguları tamamıyla kendi iç alemindeler.Tan uzaklara gidene kadar bile dönüp dönüp  bakıyordum geride bıraktığımıza.Bir taraftan da için rahattı.Çünkü ağzım yamulmayacaktı…..

 

 

Abdulhalim eken



Bu yazıyı paylaş
Reddit! Del.icio.us! Mixx! Free and Open Source Software News Google! Live! Facebook! StumbleUpon! TwitThis Joomla Free PHP
 
DÖRT MEVSİM KAR VEYA SÜREKLİ ÜŞÜMEK!
zekeriyam
Cuma, 23 Aralık 2011 21:10

DÖRT MEVSİM KAR VEYA SÜREKLİ ÜŞÜMEK

  -Atilla CAN'ın Dört Mevsim Kar Romanı Üzerine!-

 

Doğduğum köy olan Kurtalan’ın o güzel köyü özellikle Nisan ayından başlayarak eylülün sonlarına kadar pek çok güzelliğe sahne olurdu. O sahnelerin içinde başı dik ve enfes görüntüsüyle MERETO DAĞI özel bir yer tutardı. Doğduğum o güzel köyün kuzeye bakan tarafından tam cephe olarak görünen MERETO DAĞI pek çok özlemin simgesi olarak kullanılırdı; suyun, karın ve sımsıcak yaz havasının içinde serinliğin adı olurdu. Özellikle de Mayıs ayında olmamıza rağmen Mereto dağının zirvesinde görünen bembeyaz kar örtüsü tarif edilemez efektler sunardı bizlere…

Değerli eğitimci dostumuz Sayın Atilla CAN’ın Dört Mevsim Kar romanının son sayfasını da okuyup kapatınca ilk aklıma gelen ve dile gelen kelimeler Mereto dağı hakkında hatırladığım o anılar oldu.

 

Güneydoğu Anadolu Bölgesi tabiat harikası doğal bir müze görünümdedir. Ne doğası hakkıyla işlenebilmiş ne içinde yaşattığı kültür ve medeniyetler hakkında edebiyat dünyasının ilgi alanına hakkıyla girebilmiştir.

Dört Mevsim Kar, bir ilk roman; yazarı açısından ilk göz ağrısı ve ilk ürün.

Romanın kahramanları Abdulmutalip dede ki; sürekli yaşadığı hafıza kaybıyla geçmişle gelecek arasında mekik dokuyan hatta mevcutla gelecek arasında köprü kuran tarihin canlı tanığı ve hafızası…

Rıza, Abdulmutalip dedenin oğlu.

Kerime, Rıza’nın çileli eşi….

Sevim Kerime ile Rıza’nın küçük kızları…

Hasan, Kerime ile Rıza’nın delikanlı çocukları…

Doktor Sefkan, Abdulmutalip dedenin tedavi görmek için gitti Psikiyatrist doktor.

Berfin, Doktor Sefkan’ın felsefe bölümünde okuyan hastası…

Abdulmutalip ve Ailesi Sason’un bir köyünden güvenlik gerekçesiyle İstanbul’a göç eder.

Abdulmutalip dede hafıza kaybı yaşıyor ve sürekli gitgellerle geçmişle yaşanılan an arasında duygusal bağlar kuruluyor. Dede, yaşanılan tarihin özel tanığıdır. Saçma, mantıksız ve hukuksuz bir şekilde yerinden edilmenin sembolüdür. Geçmişsiz insan olunamaz dedirtecek şekilde kendisini hayal dünyasında yeniden üreten canlı bir tip….

Doktor Sefkan bilimle felsefenin, modernle geleneğin tanıştığı, kaynaştığı ve hesaplaştığı bir durak….

Berfin, anlam arayışında olan güçlü bir kişilik. Geçmişle gelecek arasında mekik dokurken çok sağlam desteklerle kendisini ileriye taşımaya çalışan bir hakikat yolcusu….

Roman, çok sürpriz sayılacak bir şekilde Abdulmutalip dedenin cenazesini İstanbul’dan Kurtalan Ekspresle Sason’a getirenlerin tam da Rıza’nın köyüne giriş yapacakları zamanda dolmuşlarının kaza geçirmesiyle son bulur.

 

Roman her cümlesi ve vurgusu özgün bir üslupla çok canlı ve dinamik bir dille kurulmuş.

Çoğu yerde günlük hayatımızda çok önemsiz gibi görünen pek çok nesne bir bakıyorsunuz roman örgüsü içerisinde doğrudan veya dolaylı şekilde ama gerçekten yaratıcı bir yeteneğin dokunmasıyla çok anlamlı ve işlevli bir nesneye dönüştüğünü görebileceksiniz. Bu özellikle kitabın okunmasını hem de coşkuyla okunmasına sebep olmaktadır. Her sayfası bu özelliği sayesinde okunması merak edilen bir ödev gibi önünüze dikiliyor.

İlginç bir şekilde özellikle Doktor Sefkan’ın zihin dünyasında yansıyanlar; yaşamda karşımıza çıkabilecek en basit bir nesnenin; mesela kibritin veya bir sigaranın geniş bir anlam düzlemine yerleştirildiğine görebilirsiniz.

Gerek Abdulmutalip dedenin bitip tükenmek bilmeyen hayalleri gerekse de doktor Sefkan üzerinde yapılan ruh analizlerinin yapıldığı konular çok canlı ve insani bir duyarlılığın nakış nakış işlendiği bir edebiyat gösterisine dönüşüyor.

            Her cümlesi birer aforizma tadında…. Çok güçlü kişilik tahlilleri var.

Tek bir olay üzerinden çok az sayıda kahramanla ayrıntılı bir zihin ve düşünce tahlilili ile karşılaşıyoruz.

Bu özellik, yazarın keskin bir gözlemci ve bir dil ustası olarak tanımlanması için yeterlidir bence….

Bazı kitaplar sadece kapağı için alınır. Bazı kitaplar içeriğine bakılmadan isminden etkilenerek alınır.  Bazı kitaplarda sadece çokça reklam edilmenin etkisi sonucunda alınır.

            Bu kitap bence bütün bu özellikleri kendi içinde barındıracak kadar alınmayı ve okunmayı hak eden bir kitap.

            Sadece ismindeki güzellik ve kapsayıcı kuşatıcı anlamı bile bu kitabın gelecekte pek çok okuyucunun dikkatine mazhar olmasına yeteceğine inanıyorum.

            Çok akıcı bir anlatım, orijinal bilgiler ve tespitler; insan ruhunu okşayan hüzünlü ve tatlı olayların harmanlandığı bu güzel roman usta bir kalemin yıllardır içinde besleyip büyüttüğü bir sancının ürüne dönüşmüş halidir.

Değerli dostum eğitimci/edebiyatçı Atilla CAN beyi bu güzel çalışmasından dolayı kutlar yeni eserleriyle çalışmalarını sürdürmesini temenni ederim. Sürekli KURTALAN EKSPRES vurgusu yaparak ilçemize geçtiği kıyak! için de ayrıca özel olarak teşekkür ederim.



Bu yazıyı paylaş
Reddit! Del.icio.us! Mixx! Free and Open Source Software News Google! Live! Facebook! StumbleUpon! TwitThis Joomla Free PHP
Son Güncelleme: Cumartesi, 24 Aralık 2011 15:36
 
Aziz Mahmut Tatlı'nın BOŞ GEMİ şiirinin tahlili
zekeriyam
Cumartesi, 10 Aralık 2011 20:55

Bir şair ve edebiyatçı arkadaşımının isteğim üzerine BOŞ GEMİ şiiri hakkında yaptığı değerlendirmeyi aynen aşağı alıyorum, müsaadenizle.....

"selam
Beyefendinin şiirlerini begendim.
Boş Gemi şiirinde: kişinin başka medeniyet, kültür vs gibi yerlerde otlayarak oralardan yeşeren arzu ve isteklere sahip olmasından söz ediyor ki çok haklı. bir müminin batı batı deyip batılı zevklerin peşinde koşmuş olmasını anlıyorum. başkasının denizinde tuzlanmak ifadesi bunu açıkça ortaya koyar. iri kıyım istekler, harika bir benzetme. kör kütük saygısız düşüncesiz biçimde, sonu başı hesap edilmemiş hayvanımsı arzuları imgeler. bedeninde sermayenin tükenmiş olması ise bu isteklere ulaşma noktasındaki kesatlığa gönderme yapar ve bu arzular ile bunlara ulaşamama arasında sıkışıp kalmış olan yaralı insanı anlatır. serseri rotasız bir gemi derken aslında yolunu kaybetmiş bizden olan bizim insana bir göndermedir.. boyuna bir serencam içine yerleşmeyi ümit ederken bu serseri aşağılık şeyler putlar kültler, patronlar arzu objeleri gibi şeylerin önünde salya akıtarak durur. meczup bir avane bu zavallı. meczuptur çünkü başka denizlere ait değil bizim denizimizin çocuğu ve gidip başka denizlerde tuzlanıp sonra oralarda gidermek ister susuzluğunu.  sonuç: şiir harika......"



Bu yazıyı paylaş
Reddit! Del.icio.us! Mixx! Free and Open Source Software News Google! Live! Facebook! StumbleUpon! TwitThis Joomla Free PHP
 
ŞİİR TAHLİLİ BOŞ GEMİ-Aziz Mahmut TATLI
Mehmet Ali ABAKAY
Cuma, 09 Aralık 2011 19:38

Edebiyat Dostları’nda yeni yazan bir kalem Aziz Mahmut TATLI. Biz, bu yazımızda iki dörtlükten oluşan şiiri, Boş Gemi hakkında kimi saptamalarda bulunmak istiyoruz, kapalı imgelerle dolu olsa da şiiri.

Şair, son asrın sorunsalı olarak, “bedeninde sermaye tükenik “ diye bir kadını işaret ediyor. Yüzyılımızın, asrımızın, çağımızın en büyük meselesini iffetten yoksunluk olarak dile getirmek isteyen Şair, gizlediği imgede kadından bahsetmiyor. “Umarsız bir iri kıyım istekleri/Başkasının denizinde tuzlanıyor” dizeleri, anlatılmak istenen bir kadındır. Belki de yanılgıdır, bizdeki.  “Bedeninde sermaye tükenik”, düşmüş çağ kadının dolayısıyla günümüzün aynada görüntüsüdür. “Başkasının denizi” ile kastedilen manayı çıkartamıyoruz, kolaylıkla. Bu tuzlanma ile birlikte kullanıldığına göre, kokuşmuş bir sistemin artık, saklanamadığına işarettir, işaret edilmek istenen.



Bu yazıyı paylaş
Reddit! Del.icio.us! Mixx! Free and Open Source Software News Google! Live! Facebook! StumbleUpon! TwitThis Joomla Free PHP
 
Şiir Tahlili: Ömrüm Benim/ Melahat ÇETİNKAYA
Mehmet Ali ABAKAY
Perşembe, 08 Aralık 2011 23:05

           Ömür, insan hayatının dünya sahnesinde geçen zamanıdır, diğer ifadeyle dünya yaşamının geçtiği süredir. Dünyada her şey zıt olanıyla vardır, doğum ve ölüm gibi, acı ile tatlı misali. Hayata bakarken zıddıyla kaîm olmayınca birçok şey, ne mutluluğun bir lezzeti olur ne hüznün insana verdiği kederin ölçüsü anlaşılır.

            İnsanoğlunun yaşam macerasında karşılaştığı sıkıntılar, beraberinde  mutluluklarla perçinleşince yaşamdan hüzün denli mutluluk alan insanoğlu, yaşantının mana kazandığını görür ve hayat, kendi zaman akıntısı içinde ömür sermayesi tükeninceye kadar işlerliğini korur.



Bu yazıyı paylaş
Reddit! Del.icio.us! Mixx! Free and Open Source Software News Google! Live! Facebook! StumbleUpon! TwitThis Joomla Free PHP
 
Şiir Tahlili Sensizlik Ahir Zaman/Aziz Kuzu
Mehmet Ali ABAKAY
Perşembe, 08 Aralık 2011 19:37

Aziz Kuzu'nun Sensizlik Ahir Zaman Şiiri'nin Kısa Tahlil Denemesi

Şiir, adeta düzyazı bir metnin kırılarak, dizelerden oluşumunu andırır: “Dur gitme!...” diyemedim o an” Aynı biçim, “Kal diyen bakışları da ezip geçti, zaman” dizesinde de mevcuttur. “Aşkta gurur olmazmış; külliyen yalan” ifadesi de şiirin kırık dizelerden oluştuğunu gösterir.

Şiirin ahengini, dize sonlarındaki “an, -en” kafiyeleri oluşturur: an- zaman, yalan- hicran,  yağan-ahir zaman, on-çırpınan, olan-şeytan,-bakışlarımdan.

Şiiri kırık dizelerden, düz metinden kurtaran, ses ahengidir, aslında.

Şairin kendi muhasebesini yaptığı ve yalnızlığını şiire döktüğü görülen dizelerde kolaycılığa kaçılsa bile, şiire emek verildiği göz önündedir:

Aşkta gurur olmazmış, 

Külliyen yalan.

 Ayrılığı örtündüm yine 

Kirpiklerimde hicran.

Sağanağına teslimim;

 Yağmur değil yağan, 

Şiir, terk edilme ya da yalnız bırakılma endişesini taşıyan “Gitem!...” ünlemi ile başlamaktadır:

Dur, gitme!  

Şairin çaresizliği ortadadır, aslında. Bir utangaçlık var, gibidir:

Diyemedim o an,

 Kal diyen bakışları da

Ezip geçti zaman.

Şairin kendi iç dünyasına açtığı otokritizmin devamı, değerlendirme ile devam eder:

Aşkta gurur olmazmış, 

Külliyen yalan.

 Ayrılığı örtündüm yine 

Kirpiklerimde hicran.

Şairin yalnız kalışını belirten dizeler, adeta gözden düşen damlalar gibi keskindir. Kirpiklerde hicran ile yaşların aktığını çağrıştıran ifade olan hicran, hem ayrılığı hem de yaşların yanaklardan süzülmesiyle gözden düşmenin karşılığı gibidir:

Sağanağına teslimim;

 Yağmur değil yağan, 

             Acı çekmenin, kimsesiz olmanın, yalnızlığın kollarında eza çekmenin, cefa ile akrabalık kuran yüreğin onulmaz hüznü gözlerin boşluğa dalmasıyla ifade edilir. Burada Şairin geçmişte kalan anılardan bahsetmesi gerekirken, bundan kaçınmıştır.   Keşke Şair, burada hatıralardan bir demeti çağrıştıran, ilk tanışmayı ifade eden dizeleri de şiire bir çeşni olarak katsaydı… Bu şiirin bizce eksik olan yönlerinden biridir. Âhir zaman, kıyamet söylemini akla getirir. İslamî terminolojide sık sık geçen ahir zaman, dünyanın yaklaşılan sonunu, kıyameti ifade eder. Şair de bir sevginin bitişini, aşkın sona erişini kendisince kıyamet olarak nitelemek istemiştir:

Boşluğa dalar gözüm: 

Sensizlik 'Ahir Zaman'

            Terk edilme, istenmeme,  anlaşamama belli ki muhattab olunanla iletişimsizlikten kaynaklanan bir durumdur.  Seveni olduğu yerde bırakan Sevgili, pişmanlık duyulmasına rağmen, gençliğin verdiği tecrübesizliğin açmazındadır, masum bir itiraftır, söylenilen:

Dur,gitme!  Diyemedim o an,

 Hüzün girdabında; 

Bizdik yine çırpınan. 

 Evet,  

İnat ve gururumuzdu 

Belki de şiirin en güzel yanı, mesajı burada saklıdır:” İnat ve gururumuzdu” Burada küskünlüğün, dargınlığın sebebi ortaya çıkmaktadır: İnat ve gurur!..

Şairin iç hesaplaşmaları devam ederken, içinden gelen sese kulak vermek istemez. Şair, haklılığını belki de şeytana kulak asmamakla ifade ediyor:

 Gitmene neden olan. 

 Kal dediğin halde:  

 -Ya çekip giderse  

Dedi Şeytan...

Şeytana verilen cevap keskindir. Bu cevaptan dah önce de küskünlüklerin olduğu anlaşılmaktadır. Önceki küskünlüklerde sevenin hata payı varken şimdi de hata sevilene ait gibidir:

Hayır olamaz,

 Kalmak istese 

 Anlardı bakışlarımdan...

            Edebiyat Dostları’nda uzun bir zaman, her şairin bir şiirini tahlile kalkışırken, şiir okumaları şeklinde düşüncelerimizi ifade edeceğiz. Biz, bir şiiri okurken, nelere dikkat edilmesi gerektiği üzerinde duracağız. Bizim burada amacımız, okuduğumuz şiirin nasıl tahlil edileceği üzerine okura, şaire yön göstermek olacaktır. Bu sebeple kimi statik-durgun-herkesçe bilinen klasik tahlil metotları yerine, şiirin özelliğine ve şairin tecrübesine, yaşına göre hem şaire hem okura açılımlarda bulunmaları için kimi yollara işaret edecek, şiirin anlaşılma tekniğini-kendimizce – kavratmaya çalışacağız.



Bu yazıyı paylaş
Reddit! Del.icio.us! Mixx! Free and Open Source Software News Google! Live! Facebook! StumbleUpon! TwitThis Joomla Free PHP
Son Güncelleme: Perşembe, 08 Aralık 2011 19:44
 
BaşlangıçÖnceki12345SonrakiSon



Sayfa 1 / 5

Bunları biliyor musunuz?

Ortalama bir insanda 30.000-100.000 adet saç olduğunu, her gün yaklaşık 100 tanesi dökülür.

Bugün Doğanlar

En çok hangi tür kitapları okursunuz?
 

Kültür Sanat Haberleri

Demirkubuz Sevenlerin Beklediği Haber Demirkubuz Sevenlerin Beklediği Haber
Zeki Demirkubuz, merakla beklenen filmi Yeraltı'nın gösterim tarihini Twitter'dan açıkladı.
Yaşar Kemal Herkesi Barışa Çağırıyor Yaşar Kemal Herkesi Barışa Çağırıyor
Yaşar Kemal, yeni kitabı Bu Bir Çağrıdır’da 20 yıldır yaptığı barış çağrısını yineliyor.
Aydın Doğan Ödülü'nün Sahibi Selim İleri Aydın Doğan Ödülü'nün Sahibi Selim İleri
Bu yıl 'öykü' dalında verilen Aydın Doğan Ödülü'nün sahibi, Türk edebiyatına yaptığı katkılar nedeniyle Selim İleri oldu.
7. Dağ Filmleri Festivali 7 Mart`ta Başlıyor 7. Dağ Filmleri Festivali 7 Mart`ta Başlıyor
Dağ Filmleri Festivali`nin ödül rekortmeni filmleriyle maceraya hazır olun.
En İyi Film 'The Artist' En İyi Film 'The Artist'
Sinema dünyasının en prestijli ödülleri Oscarlar sahiplerini buldu.

Kültür Sanat Etkinlikleri

Kış Karma SergisiSergi Kış Karma Sergisi
Evin Sanat Galerisi, İstanbul Avrupa, 7 Şubat- 6 Mart 2012
Sezen Aksu 10.000 Genç Meşale İçin SahnedeKonser Sezen Aksu 10.000 Genç Meşale İçin Sahnede
Congresium Ankara, Ankara, 07 Mart 2012, Saat 21:00
Sezen Aksu Acoustic Band KonseriKonser Sezen Aksu Acoustic Band Konseri
Bostancı Gösteri Merkezi, İstanbul Anadolu, 17 Mart 2012, Saat 21.00
İncesaz KonseriKonser İncesaz Konseri
Türker İnanoğlu Maslak Show Center, İstanbul Avrupa, 3 Mart 2012, Saat 21.00
Arzu Başaran & Ruth Biller 'Transfigurative' SergisiSergi Arzu Başaran & Ruth Biller 'Transfigurative' Sergisi
Art350, İstanbul Anadolu, 23 Şubat – 28 Mart 2012
'No.1' Sergisi Sergi 'No.1' Sergisi
Nesrin Esirtgen Collection, İstanbul Avrupa, 8 Şubat - 28 Nisan 2012
'Işığın Ressamı' Nazmi Ziya Güran Resim SergisiSergi 'Işığın Ressamı' Nazmi Ziya Güran Resim Sergisi
Rezan Has Müzesi, İstanbul Avrupa, 18 Şubat-17 Nisan 2012